TAYYİP'İN PİSLİK ILGAZ MAFYASI

9 Nisan 2015 Perşembe

DEVLETİN YÜZKARASI HAKİMİ HAKKI AYDOĞAN'I TANIYALIM

BU  SİTE  TÜRKİYE’DE  ENGELLENMİŞTİR


Geçici Facebook adresim:  




BU SİTEYİ KAPATTIRMAK İÇİN HER BOKU YİYOR
DAVA DOSYASINDAN 20 BELGE ÇALAN ŞEREFSİZ İŞTE


DEVLETİN HAKİMİ DAVA DOSYASINDAN BELGE ÇALABİLİR Mİ?   

HIRSIZLIK BELGELİ…. İSPAT ETTİM…

Suç duyurusunda bulunmadığım makam kalmadı:
Cumhurbaşkanı, Başbakan, Adalet Bakanı, 
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Hakimler
Savcılar Yüksek Kurulu, Anayasa Mahkemesi…


HIRSIZ HAKİM HAKKI AYDOĞAN’IN HIRSIZLIĞINI  YÜZÜNE VURARAK  TAM ÜÇ DEFA REDDETTİM…

REDDETMEME RAĞMEN ISRARLA YARGILAMAYA DEVAM EDİYORDU…

HIRSIZ HAKİM O KADAR PİŞKİNDİ Kİ… SADECE SIRITIYOR,  “ESKİŞEHİR EMNİYET  MÜDÜRÜYLE OTURUP DERTLEŞTİN Mİ YANİ?”  DİYEREK BENİMLE ALAY EDİYORDU…

İŞTE SİZE BİR DİLEKÇE… BU DİLEKÇE   ESKİŞEHİR 1. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NDEKİ DOSYAMDA MEVCUT.

BU ÜLKEDE KİMLERİN NAMUSSUZ HIRSIZ OLDUĞUNU  ÖĞRENİN:

DAVACILAR: AKP MİLLETVEKİLİ MURAT MERCAN VE ESKİŞEHİR CUMHURİYET BAŞSAVCI VEKİLİ COŞKUN MUTLUER:





                         ESKİŞEHİR 1. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE,

                           İKİNCİ REDDİ HAKİM TALEP DİLEKÇEM


Dosya No: 2008/685

            Sayın Hakim Hakkı Aydoğan,

            Mahkemenizde görülen ve Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin bozarak iade ettiği dosyamdaki konuların  tamamen devletimle ilgili olması sebebiyle…

            Hiçbir surette hakaret içeren ya da “sövdüğüm” iddia edilen kelimelerin olmaması, sadece belgeli gerçekleri anlatmam sebebiyle…

            Ayrıca bu dava ile ilgili iddianameyi düzenleyen Savcı Cemal Gürsel Sarıca’nın tamamen taraflı ve maksatlı ifade alması sebebiyle…

            Ayrıca siz Sayın Hakim’in, belgeli gerçekleri anlattığım ve doğruluğunu taahhüt ettiğim 16/05/2005 ve 23/05/2005 tarihli toplam 11 sayfadan oluşan yazılı savunma dilekçeme itibar etmemesi ve araştırmaması sebebiyle…

            Ayrıca, şahsıma ceza yağdırdığınız söz konusu mektubumdaki, devletimize karşı yapılmış bir düzine yasadışı işleri görmezden geldiğiniz sebebiyle…

            Özellikle şahit olduğum bir cinayeti Mahkeme Kararı’nızda hiçbir surette belirtmemeniz sebebiyle ve devamı olan, aşağıda maddeler halinde sıraladığım konular sebebiyle, 07/04/2009 tarihinde huzurunuzda imzaladığım “hakimi red” dilekçemin Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce reddedilmesinden sonra, 17/07/2009 tarihinde ikinci defa Mahkemenize “hakimi red” dilekçesi sunuyorum ve kabulünü talep ediyorum.
           
            HAKİMİ REDDETME NEDENLERİM:

            Konu 1). Mahkemenizin 14/11/2006 tarihinde vermiş olduğu 2006/677 nolu GEREKÇELİ KARAR, adresim bilinmesine rağmen hiçbir surette şahsıma tebliğ edilmedi ve Mahkemeniz Anayasal bir suç işledi. Oysa bu tarihlerde Erdemli ilçesinde muhtarlığa kayıtlı ikamet ettiğim gibi, Eskişehir Başsavcısı, Erdemli Savcılığı aracılığıyla şahsımdan ifadeler aldırdı, belgelidir. GEREKÇELİ KARAR’ı “geç yazmaktan” Adalet Bakanlığı’nca  soruşturma açılan  Kartal Sulh Hukuk Hakimi Sevgi Övünç olayı emsaldir ve siz Sayın Hakim hakkında GEREKÇELİ KARAR’ı “hiçbir surette göndermemek” iddiasıyla soruşturma açılması gerekirdi. Şikayetlerimi ilettiğim Adalet Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, siz Sayın Hakim hakkında işlem yapmamıştır. Çünkü bu davanın şikayetçisi Milletvekili Murat Mercan’dır ve bu Milletvekili’nin mensubu olduğu parti iktidardadır.  Mahkemeniz, GEREKÇELİ KARAR’ı geç göndermek bir yana, hiç bir surette tebliğ etmemiştir. Bu Adalet midir? Taraflı davranmanızın sebebi nedir? Devletime sahip çıkmam mıdır?

            Konu 2). Mahkemenizde görülen bu dava ile ilgili olarak hiçbir surette hiçbir kimseyi müdafi tayin etmedim. Belgelidir ve dosyamda bulunmaktadır. Savcı Cemal Gürsel Sarıca’nın 23/04/2005 tarihinde şahsımdan almış olduğu ifade tutanağı incelenirse, “Sanık haklarını anladığını, avukat istemediğini belirtti” cümlesi görülecektir. GEREKÇELİ KARAR’ın şahsıma tebliğ edilmemesi ve hiçbir surette tanımadığım bir avukatın Yargıtay’a  temyiz dilekçesi yazdırılması tamamen maksatlı ve taraflı bir tutumdur. Cezam şahsıma iletilmediği gibi, Yargıtay’a temyiz dilekçesi yazmam da engellendi. Yargıtay cezamı onasaydı şimdi 14 ay cezaevinde yatacaktım. Yargıtay’ın bozma kararı adresime tebliğ edildi ve bu şekilde Mahkemenizin verdiği cezadan haberim oldu. Türkiye Cumhuriyeti Adaleti bu mudur?

            Konu 3). Mahkemenizde yargılandığım mektubumun tam metnini, Yargıtay’ın bozma kararından sonra katıldığım ilk duruşmada, yazılı savunma dilekçem ve ekinde bulunan belgelerle birlikte 25/12/2008 tarihinde Mahkemenizde bizzat siz Sayın Hakim’e teslim ettim. Oysa Mahkemenizde görev yapan Savcı Vedat Farmaka, yargılandığım mektubumu incelemeliydi ve anlattığım olaylar hakkında şahsımdan ifade almalıydı. Siz Sayın Hakim ve Savcı Vedat Farmaka, iktidar olan bir partinin Milletvekiline olan hakaretlerimi görüyordunuz, fakat yasadışı işlere bulaştığını ve bir mafya adına suçlar işlediğini görmek istemiyordunuz. Beş sene önce şahsımdan şikayetçi olan ve iddianamede “müşteki” olan Milletvekili Murat Mercan, kararın Yargıtay’dan bozulması sonrasında tutanaklarda “katılan” sıfatıyla yazılıyordu ve talimatla ifadesi dahi alınamıyordu. Cinayetleri kapattırmak, bir milletvekilinin görevi midir? Türkiye Cumhuriyeti Adaleti bu mudur?

            Konu 4). Şikayetçi olup şahsımı cezaevine attıran Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’in yalanlarına Mahkemenizin GEREKÇELİ KARARI’nda özellikle yer verdiniz, fakat yazılı savunma dilekçelerimde ısrarla belirttiğim “yasadışı işleri kapattırdı” sözlerime yer vermediniz ve bu yasadışı işleri “usulsüzlük” olarak belirttiniz. Cinayet işlemenin adı usulsüzlük müdür? Devletin Bankası Emlakbank’ı hortumlamak usulsüzlük müdür? 3 bin yıllık tarihi yurt dışına kaçırmak usulsüzlük müdür? Birinci derece sit alanı üzerin 70’e yakın kaçak villa yapmak usulsüzlük müdür? Bu yasadışı işleri beş senedir ısrarla kapatmaya devam etmenin adı usulsüzlük müdür? Subay Orduevi’nin çökebileceği usulsüzlük müdür? Eğer ki bu bina çökerse, altında can verecek ordu mensuplarımız, usulsüzlüğe kurban mı gidecekler? Usulsüzlüğün ne anlama geldiğini bildiğinizden emin değilim.  Oysa bu icraatın adı “usulsüzlük” değil, vatan hainliğidir. Dahası: İddianamede “18/06/2004 tarihinde Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayet dilekçesi verdiğim” belirtiliyor. Siz Sayın Hakim bu dilekçemin tamamını incelediniz mi, şüphedeyim. Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer 28/06/2004 tarihinde şahsımı makamına davet etti ve bol bol alay etti, ifademi dahi almadan kapı dışarı etti. Yalancı bir savcının ifadelerine GEREKÇELİ KARAR’ınızda yer veriyorsunuz, fakat iddianamede belirtilen 18/06/2004 tarihli dilekçemde ihbar ettiğim yasadışı işlerden bir tanesini bile yazdırmıyorsunuz. Bu Adalet midir?

          Konu 5). İddianamede yazılıdır ki: “Şenol Ilgaz ile sanığın birbirleri hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımıza intikal eden karşılıklı şikayetleri bulunduğu…”  Şenol Ilgaz ve ÇETE’si, 27/05/2005 tarihinde Mahkemenizde görülen ilk duruşmaya 8 adet  iddianame sundular ve her biri ayrı ayrı şahsımdan 500 milyon TL istediler. Şahsımdan sözlü savunma almanızdan sonra bu sekiz iddiayı reddettiniz ve 27/05/2005 tarihli ilk tutanağa yazdırdınız. Böyle olmasına rağmen Mahkemenizin GEREKÇELİ KARARI”nda  Ilgaz çetesinin Mahkemenize sunduğu iddialara yer vermediniz, reddettiğinizi de yazdırmadınız. Oysa Mahkemenizin bakmakta olduğu bu davanın Başrol oyuncuları Ilgaz mafyasıdır. Eğer bu mafya olmasaydı ve yasadışı işlerini ihbar etmeseydim, Coşkun Mutluer ve Murat Mercan  şahsıma karşı “hakaret davası” açmayacaktı. Fakat üç adet cinayeti olan Ilgaz isminde bir suç şebekesi vardır, Coşkun Mutluer Eskişehir’de, Murat Mercan da Ankara’da görevlerini layıkıyla yapmışlar  ve yasadışı işleri kapattırmışlardır. Mahkemenize sunduğum tüm yazılı savunmalarımda Ilgaz mafyasının yasadışı işleri sıralıdır. Fakat siz Sayın Hakim bu “usulsüzlükleri” hiçbir zaman tutanaklara yazdırmadınız. TC. Adaleti bu mudur?

           Konu 6). Savcı Cemal Gürsel Sarıca’nın 23/04/2005 tarihinde şahsımdan almış olduğu ifade tutanağı incelenirse: “Ilgazlar AŞ'de bir buçuk sene çalıştım. Bana hırsızlık yaptırdıkları için buradan ayrıldım. Coşkun Mutluer'i, Adalet Bakanlığı'ndan gelen iki Başmüfettişe şikayet ettim. Tanımadığım insanlar aracılık yaptı, sen bizi kamuoyuna açıklama, sana istediğin kadar para verelim dediler.” Bu sözlerim belgelidir ve dosyamdadır. Ancak, Savcı Cemal Gürsel Sarıca’nın hazırlayıp Mahkemenize sunduğu iddianamede bu sözlerim olmadığı gibi, Mahkemenizin GEREKÇELİ KARAR’ında da yoktur. Siz Sayın Hakim’in dosyamdaki bu ifadelerimi okumaya zamanınız yoksa, aynı kürsüyü paylaştığınız Savcı Vedat Farmaka, neden dosyamdaki ifadelerime itibar etmemektedir? Bir savcı, başka bir savcının işlediği Anayasal suçlarını kapatmak zorunda mıdır? Savcı Cemal Gürsel Sarıca, söz konusu elektronik mektubumdan,  aleyhime olan sözlerimi tespit ederek ifade aldı. Oysa bu mektupta, devletimize karşı yapılan 10 tane yasadışı işlerden de bahsediliyordu. Savcı Cemal Gürsel Sarıca Devletin savcısıysa, neden devlete karşı yapılan 10 tane yasadışı işi görmezden geldi? Neden bu konularla ilgili ifademi almadı? 25/12/2008 tarihli yazılı savunma dilekçemde bu konuyu özellikle bildirdim fakat siz Sayın Hakim, taraflı ve maksatlı ifade alan bu savcı hakkında ilgili makamlara suç duyurusunda bulunmadınız. T.C. Adaleti bunu mu emretmektedir? Devletin kanunları kimler için vardır ve kimlere uygulanır?

          Konu 7). Savcı Cemal Gürsel Sarıca'nın "taraflı" ifade alma işinden hemen sonra, şahsımı tutuklayan ve cezaevine postalayan 25460 sicil numaralı nöbetçi hakim, duruşma esnasında "telefonumun mesajlar bölümündeki çok sayıda ölüm tehditlerini" gördü, mahkeme tutanağına yazdırdı. Şahsımı tutuklayan nöbetçi hakimin yazdırdığı tutanak dosyamda mıdır? Bu ölüm tehditleri neden iddianamede ve GEREKÇELİ KARAR’da yer almamıştır?

         Konu 8). Susturulmak için 34 gün hapsedildiğim yerden Mahkemeye iki adet yazılı savunma dilekçesi gönderdim. İlk dilekçem 16/05/2005 tarihlidir ve 7 sayfadır. İkinci dilekçem 23/05/2005 tarihlidir ve dört sayfadır.  Anayasal hakkım olan bu yazılı savunma dilekçelerimde yasadışı işlerden ısrarla bahsettim. Israrla mahkemenizin araştırmasını talep ettim. Fakat Mahkemeniz, doğruluğunu taahhüt ettiğim bir düzine yasadışı işi araştırmadığı gibi, Mahkemenizin vermiş olduğu kararda hiç biri, hiç bir surette yer almadı. Neden? Yargıtay'ın Mahkeme kararını bozacağı mı düşünüldü? Oysa GEREKÇELİ KARAR’da, mektubumdaki "aleyhime olan sözlerim"in hepsi mevcut.  T.C. Adaleti bunu mu emretmektedir?
         Konu 9). 27/05/2005 tarihli ilk duruşmada dedim ki: "Yasadışı işlerin ortaya çıkarılmasında Eskişehir Valisi Kadir Çalışıcı ve Eskişehir Emniyet Müdürü Savaş Yücel destek verdiler." Eskişehir Emniyet Müdürü ve Eskişehir Valisi Mahkemenize davet edilip neden sorulmadı? "Kenan Akkuş doğru mu söylüyor, yalan mı?"   Mahkemelerin görevi adalet dağıtmak değil midir? Doğru olanı ortaya çıkarmak değil midir ? Kanunlar ne için yapılır? Kimler için çıkarılır? Kimlere uygulanır?
          Konu 10). Mahkemenize Erdemli ilçesinden 22/12/2005 tarihli mazeret dilekçesi gönderdim. Belgelidir.  Bu dilekçemde "Eskişehir'de can güvenliğim olmaması sebebiyle  Erdemli Mahkemelerinde yargılanmamı” talep ettim. Açık adresimi yazdım. Bu dilekçemdeki hususlar neden Mahkeme Kararı'nda yoktur? Oysa bu kararda, "Kenan Akkuş'u hiç bir surette görmedim ve tanımıyorum" diyerek yalan söyleyen bir Başsavcı Vekili'nin sözlerine yer vermişsiniz. İsmi Coşkun Mutluer olan bu Vekil, şahsımı tehdit bile etti. Şikayet dilekçemle birlikte Başsavcılığa gönderdiğim "BU GİDİŞ NEREYE, AB'YE Mİ?" başlıklı makalemi okumuş, makamında  "Bu yazımı gazetelerde yayımlatabilirim" sözlerim üzerine demişti ki: "Hadi yayınlat da göreyim" ...
          Konu 11). Erdemli'den Mahkemenize gönderdiğim 22/12/2005 tarihli  dilekçeme cevap alamayınca,  tam beş ay sonra, 29/05/2005 tarihinde ikinci dilekçemi  yazarak Mahkemenize gönderdim. Bunun da belgesi vardır. İlk dilekçemdeki tüm konuları tekrarladım ve açık adresimi yazarak "Eskişehir'de can güvenliğim olmadığını" bildirerek Erdemli Mahkemelerinde yargılanmamı talep ettim. Bu dilekçemde ayrıca Ilgaz mafyasının ortaklarının şahsımı ölümle tehdit ettiğini, bunları tarihleriyle sıralayarak mahkemenize bildirdim. Mahkemeniz bu konuda ne yaptı? İspatlı olan ölüm tehditlerine 14/11/2006 tarihli Mahkeme Kararı'nda yer verdiniz mi? Israrla tekrarladığım yasadışı işlerden bir tanesi dahi Mahkeme Kararı'nızda yer aldı mı? Mesela cinayetler, tarihi eser kaçakçılığı, Subay Orduevi'nin çökebileceği. Yasadışı işler konusunda "yalan söylediğimi" iddia eden de çıkmadı.  Demek ki "doğruluğunu" mahkemeniz de, savcılar da kabullendi. 29/05/2006 tarihli bu dilekçemin, mahkemenizdeki dosyamda olduğuna inanmıyorum. Çünkü bu dilekçem Başsavcı Gökhan Karaburun tarafından çalındı ve 1. Sulh Ceza Mahkemesi'ne götürüldü, şahsıma hakaret davası açıldı. Bu mahkemenin sorumlusu Hakim Erol Özdemir de cinayetleri görmedi. Fakat hakaretlerimi gördü ve 20 ay hapis cezasını gıyabımda verdi. Hem de hiç bir savunmam alınmadan... Bu adalet mi? 29/05/2006 tarihli bu savunma dilekçem neden mahkemenizde işleme girmemiştir?  Mahkemeniz, Anayasal haklarımı neden gasp etmiştir? Erdemli'den gönderdiğim savunma dilekçelerim neden Mahkeme Kararı'nda yoktur? Adalet bu mudur?
          Konu 12). Mahkemenize gönderdiğim yukarıdaki iki dilekçeden sonra,  04/05/2006 tarihinde Erdemli Cumhuriyet Başsavcılığı'nda görevli Savcı Hüseyin Akçay'a ifade verdim. Sözlü olarak verdiğim bu ifadede  Ilgaz AŞ'nin devletimize karşı olan yasadışı işlerini sıraladım. Tehdit edildiğim için ailemi korumak adına  Erdemli'ye kaçmak zorunda bırakıldığımı anlattım. Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer ile aramda geçen konuşmaları anlattım. Milletvekili Murat Mercan'ın, yasadışı işleri örtbas ettiğini anlattım. 04/05/2006 tarihli bu ifademdeki konular, neden Mahkemenizin Gerekçeli Kararı'nda belirtilmemiştir? Mahkemenizin şahsıma olan düşmanlığı  nedendir? Mahkemeniz şahsımı, Yunan vatandaşı olarak mı görmektedir? TC Devleti'ne karşı yapılan bir düzine yasadışı işi ihbar etmekle vatanıma ihanet mi ettim de mahkemeniz taraflı davranıyor? Türkiye Cumhuriyeti Adaleti bu mudur?
         Konu 13). Mahkemenizdeki bu dava ile ilgili Erdemli Savcısı'na ifade verdikten  bir süre sonra, Erdemli Asliye Ceza Mahkemesi'nde duruşmaya çıktım. Erdemli Asliye Ceza Hakimi'ne olan biten yasadışı işleri ve Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer'in şahsıma olan tutumunu anlattım. Ilgaz mafyasının yasadışı  işlerini ortaya çıkarmakta kararlı olduğumu söyledim. Bu Mahkemeye, "Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderilmek" üzere 20 adet belge teslim ettim. Mahkemeler arasında "muhaberat" isminde bir sistem var. Erdemli mahkemesine teslim ettiğim belgelerin bu "muhaberat"ta yer aldığını biliyorum, çünkü Erdemli Asliye Ceza Kalemi, 20 adet belgeyi teslim ettiğimi tutanaklara yazdı ve Mahkemenize gönderdi. Fakat Başsavcı Gökhan Karaburun, Mahkemenizdeki dosyamdan bu belgeleri çaldı. Gönderdiğim belgelerin dosyamda olmamasına rağmen Yargıtay bu davayı bozdu. 20/05/2009 günü görülen duruşmada siz Sayın Hakim’den, dosyamdaki belgeleri görmek istediğimi talep ettim ve siz de reddettiniz. Dosyamı havaya kaldırarak salladınız ve: "Gönderdiğin her şey bu dosyanın içinde. Kaybolacak hali yok ya" dediniz. Oysa Eskişehir 1. Sulh Ceza Hakimi Erol Özdemir’den, “dosyamı incelemek ve fotokopi almak istediğimi” söyledim ve o da Anayasal hakkım olduğunu söyleyerek izin verdi, dosyamı inceledim. Sulh Ceza Hakimi “Anayasal hakkım” olduğunu söylerken, siz Sayın Hakim reddediyorsunuz. Bu nasıl bir Adalet’tir, beş senedir çözemedim.
          Konu 14). Meslektaş olmanız ve aynı binada görev yapmanız sebebiyle Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’i kolladığınız ve sözlerine itibar ettiğiniz ortada. Üstelik Yüksek Yargı’da görev yapan bir şahısın, Coşkun Mutluer’in akrabası olduğunu da biliyorum. Dahası, bu Başsavcı Vekili’ne, yapmadığı hizmetlerden dolayı “başarı ödülü” verildiğini de biliyorum. Ancak, bizzat şahit olduğum bir cinayet de ortada ve aydınlatılmayı bekliyor. Mahkemenizde görülen bu davanın iddianamesini hazırlayan ve tamamen taraf tutan Savcı Cemal Gürsel Sarıca ile, yine bu davanın şikayetçilerinden olan Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’i ilgilendirmesi sebebiyle, “reddi hakim” talep dilekçeme son bir gerekçe ilave ediyorum: "Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na" hitaben bir dilekçe yazdım ve Başbakanlık Makamına 20/05/2004 tarihinde gönderdim. "Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesi"  talebinde bulundum. Bu dilekçemin konusu: Ilgaz mafyasının, Ruhi Güner isimli şahısı   nasıl bile bile ölüme gönderdikleriyle ilgilidir. 20/05/2004 tarihli bu cinayet ihbarımla ilgili, Eskişehir Başsavcısı Gökhan Karaburun ve Vekili Coşkun Mutluer ne yaptılar? İnternetteki sitelerimde yazdıklarımı okuyarak, kasıtlı olarak iki cinayeti birbirine karıştırmak suretiyle karartmak istediler.  Bu belgenin tarihi 06/02/2007'dir. Savcı Cemal Gürsel Sarıca, Başsavcı ve Vekili’nin emirleriyle bu cinayeti neden kasıtlı olarak karartmak istedi?  Bu "cinayet ihbarı" dilekçemden Eskişehir Adliye Binası’ndaki tüm savcı ve hakimlerin haberi vardır. Coşkun Mutluer, Başbakanlık Makamı’nın kendisine gönderdiği bu cinayet ihbarımla ilgili ne yapmıştır? Bu konuda hangi icraatlarda bulunmuşlardır? Cinayetleri ve bir düzine yasadışı işleri neden kapattırmıştır? Neden hiçbir savcı, cinayetlerle ilgili şahsımdan ifade almamaktadır? Neden hiçbir hakim, cinayet ihbarlarıma ilgi göstermemektedir? Eskişehir Adliyesi’ndeki tüm hakimler gözlerini kapatmakta, kulaklarını tıkamaktadır. Oysa yargılandığım tüm davaların başrol oyuncuları  Ilgaz mafyasıdır. Savcılar ve hakimler, işte bu mafyanın elinde birer kukla olmuşlardır. Başbakan’ımız bunu emretmektedir.  Çünkü Ilgaz soyadlı caniler AKP’nin kurucularıdır. Bu Adalet midir? Kimin adaletidir?
           Yukarıda sıraladığım 14 maddelik haklı nedenlerimden sonra siz Sayın Hakim’in tamamen taraflı davrandığınız ortadadır. İddia makamı da Anayasal suçlar işlemiştir. Reddi hakim talebimi uygun görmeniz durumunda bu davaya bakacak bir başka hakimin, şahsıma sizden farklı davranmayacağını biliyorum. Fakat karşıma Devletimin bir hakimi çıkar ümidiyle şansımı denemek istiyorum. Eskişehir Adliyesi’nde görev yapan tüm savcı ve hakimler, yasadışı işlerde bile hem suç birliği yapıyorlar, hem güç birliği yapıyorlar. Kısacası Anayasal suç işliyorlar ve Yargıtay’ın üyeleri yasadışı yapılan her olan biteni biliyorlar. Olması gereken ADALET’in bir gün ülkemize de geleceğine inanıyorum ve sabırla savaşıma devam ediyorum.
            İkinci “reddi hakim” talebimi yazılı olarak Mahkemenize sunduğum bu  dilekçemin kabulünü istirham ederim.
           Mahkemenize ve siz Sayın Hakim’e saygılarımı sunarım. 17/07/2009
                                                                                                   Kenan AKKUŞ

 https://www.facebook.com/kenan.akkus.eskisehir





















                               Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne,
                                                                                          ESKİŞEHİR

Soruşturma No:  2008/3469
Esas No:              2009/2114
İddianame No:     2009/998

3.       REDDİ HAKİM TALEP DİLEKÇEM

         Sayın Hakim Hakkı Aydoğan,

         KONU 1). 17/07/2009 tarihinde Mahkemenize sunduğum  2. Reddi Hakim Dilekçemden anlaşılacağı üzere,  siz Sayın Hakim’in taraflı davrandığı, Anayasal suçlar işlediği, Devletimin şahsıma tanıdığı vatandaşlık haklarımı gasp ettiği ortadadır.

         KONU 2). Devlete karşı yapılmış bir düzine yasadışı  işleri görmezden gelen ve taraf tuttuğu belgeli olan  bir hakimi reddetmek, Anayasal hakkımdır.

         KONU 3).  Mahkemenize sunduğum birinci ve ikinci reddi hakim dilekçemle ilgili davada olduğu gibi, bu davada da cinayetler, sit alanı yağmacılığı, tarihi eser kaçakçılığı, kaçak yapılmış villalar,  banka hortumlama ve görevli memurlara rüşvet verme suçları vardır.   Eskişehir Subay Orduevi’nin yıkılma tehlikesi devam etmektedir. Bu konularla ilgili hiçbir savcı şahsımdan ifade almamıştır. Şahsımdan ifade alınmamasına rağmen iddianamelere, AKP kurucusu  Ilgaz mafyası ve hizmetçileri olan devlet memurları hakkında  “kovuşturmaya yer olmadığına” kararını iliştirmek Anayasal suçtur.
        
         KONU 4). AKP Kurucusu Ilgaz mafyasının ve rüşvetlerle ihya ettiği devlet memurlarının şahsıma karşı ortaklaşa açmış oldukları bu dava ile ilgili savcılar, şahsımdan hiçbir surette ifade almamıştır. Bu da Anayasal bir suçtur. İddianameyi hazırlayan Savcı Salih Gündeş, şahsımdan ifade almış mıdır? Bu savcı, yasadışı bir şekilde  kamu haklarımı elimden almak istemekte ve suç işlemektedir. Devletin Savcının görevi, cinayetler işleyen mafyaları korumak ve himaye etmek değildir. AKP kurucusu olsa bile… Savcı Salih Gündeş, Ilgaz mafyasından ne kadar rüşvet almıştır?

         Yukarıdaki haklı sebeplerimden dolayı 3. Reddi Hakim Talep Dilekçemin kabulünü, bu davalara Asliye Ceza Mahkemeleri’nin karar veremeyeceğini, özellikle cinayetlerin Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesi gerektiğini, Ağır Ceza Mahkemeleri’ne suç duyurusunda bulunmanız gerektiğini bir kez daha arz eder, Mahkemenize saygılarımı sunarım. 05/10/2009
                                                                                                
Kenan AKKUŞ





NEDEN ADALETİN İÇİNE SIÇIYORUM?

YAZDIKLARIMI ÖZELLİKLE SAVCILAR VE AVUKATLAR OKUSUN…

Gördüğünüz bu dava bana 2005 yılında açıldı.

Kamuoyunu bilgilendirmek adına 2005 yılında bir e-mail yazdım ve ilgili makamlarla birlikte milletvekillerine, bakanlıklara, başbakana, cumhurbaşkanına, derneklere, gazetelere gönderdim.

Dedim ki: “Eskişehir’de bir cinayet işlendi (Ruhi Güner), katil AKP’li olduğu için (Mehmet Ilgaz) Başsavcı vekili Coşkun Mutluer örtbas etti. Yine bu katilin, babasının (Şenol Ilgaz) ve kardeşlerinin (Mustafa Ilgaz, İsmail Ilgaz ve ortakları Asım Çınar) tarihi eser kaçakçılığına şahit oldum, sahte ruhsatlı kaçak villalarına şahit oldum,birinci dereceden korunması gereken sit alanına çok sayıda havuzlu lüks villalar yaptıklarına şahit oldum, 2600 yıllık Frigya höyüğünü yağmaladıklarına şahit oldum, ihbar ettim. Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan örtbas etti.”

Sonra beni Cemil Çiçek telefonla arayarak Ankara’ya davet etti fakat görüşmedi.

Bir hafta sonra da tutuklandım. Cezaevine atıldım.

Cezaevindeyken işte bu dava açıldı, hapis cezası aldım.

Temyiz dilekçesi yazmadığım halde Yargıtay bozdu. Benim adıma hiç tanımadığım bir avukat temyiz dilekçesi yazmış.

Dahası: Gerekçeli karar, adresim bilinmesine rağmen hiçbir surette şahsıma gönderilmedi. Bunu ispatladım.

Yargıtay'ın bozmasından sonra Dava yeniden 1 Asliye ceza mahkemesinde görüldü fakat mahkemeye teslim ettiğim yasadışı işleri gösterir belgelerin dosyamda olmadığını anladım. 20 adet belgem dosyadan çalınmıştı.

Mahkemenin Hakimi Hakkı Aydoğan’ı, gerekçeli kararı göndermediği ve dosyamdan 20 belgeyi çaldırdığı için iki defa reddettim.

Hakimi Red dilekçelerim Ağır Ceza Mahkemelerinde kabul görmedi.

Bakırköy Akıl Hastanesinden bana uyduruk bir deli raporu aldırdılar ve “cezai ehliyeti yoktur” diyerek davayı düşürdüler.

Cinayetler, antika kaçakçılığı, birinci dereceden korunması gereken sit alanı üzerine yaptıkları kaçak villalar bu şekilde örtbas edildi…

Davayı Yargıtay'a götürdüm, çünkü beni "akıl hastasıdır" diye uzun bir süre Bakırköy'e kapatıp tedavi ettirmek istiyorlardı. Yargıtay, Bakırköy’ün uyduruk deli raporunu kabul etmedi, Adli Tıp Kurumu’nun “sağlıklıdır” raporunu kabul etti.

Yargıtay'ın bu kararı üzerine Eskişehir 1 Asliye Ceza Mahkemesi, dosyamı yeniden açmış ve yokluğumda mahkumiyet kararı vermiş.

Yani bana haber verilmeden, mahkemeye davet etmeden, ifadem ya da savunmam alınmadan, itiraz hakkı tanınmadan mahkumiyet kararı vermiş…

Mahkemenin üzerinden tam 10 ay geçmesine rağmen, hala ortalarda mahkemenin gerekçeli kararı yok…
Bu mahkeme bu suçu iki defa işledi. 20 kadar belgeyi dosyamdan çaldırdı.

Gerekçeli kararı geç göndermekten dolayı soruşturma geçiren, ceza alan hakimlere şahit olduktan sonra…

Gerekçeli kararı iki defa hiçbir surette göndermeyen hakimi bu satırlarda okuduktan sonra, ilgili makamlar ne düşünüler bilmiyorum.

Okuduğunuz bu konuları defalarca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirdim. Onlar da dilekçelerimi Adalet Bakanlığı’na postaladılar.

Fakat Adalet Bakanlığı, cinayetleri, tarihi eser kaçakçılığını, sahte ruhsatlı kaçak villaları, hırsızlıkları ve daha bir sürü yasadışı işleri görmediği gibi, örtbas eden savcıları ve hakimleri de ödüllendiriyor.

Yargıtay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin ve daha bir çok resmi kurumun yazıları adresime ulaşırken (Babamın ev adresi), Eskişehir Mahkemeleri hiçbir surette şahsımı bilgilendirmiyor.

Kapatılan 28 internet sitelerimde ve Facebook sayfamda işte bunları anlattım.

Zerre kadar suçum olmamasına rağmen hala suçlu benim…

Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi’ne belgelerle bildirdiğim ve şahsıma edilen ölüm tehditleri, küfürler, hakaretler hiçbir surette işleme girmezken…

Katillerin (Öldürülen Ruhi Güner, kaza süsü verildi), tarihi eser kaçakçılarının (2600 yıllık Frigya Tarihi), 2600 yıllık höyüğü talan edenlerin (Ilgaz River Side evleri ortasındaki höyük), banka hortumcularının (Emlakbank), hırsızların (Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi, Eskişehir Karayolları Şube Müdürlüğü, Eti Çikolata vs…) işte bu şahıslara ettiğim hakaretler ve küfürler işleme giriyor, gıyabımda yargılamalar yapılıyor…

Hiçbir surette şahsımdan ifade alınmıyor…

Bu nedir?

Adalet mi?

Kimin Adalet’i?

Tayyip’in adaleti…

Oysa bu davada suçlu insanlara yardım ve yataklık eden Hakim Hakkı Aydoğan, Cinayetleri örtbas eden Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer, antika kaçakçılığını ve kaçak villaları örtbas eden Milletvekili Hasan Murat Mercan gerçek suçlulardı…

Onların dokunulmazlığı vardı, çünkü suçlular AKP’liydi…

Allah belanı versin Tayyip… Boyun posun devrilsin…

Kenan Akkuş (esrehber)

NOT: Bu yazıyı Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na, Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi'ne, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndereceğim, ayrıca Anayasa Mahkemesi’nde bireysel ikinci davamı açacağım . Kamuoyuna duyururum.




Eskişehir 1. Asliye Ceza mahkemesi Hakimi hırsız Hakkı'ya selam olsun...



HIRSIZ BÜYÜKERŞEN, SEVGİLİ GAYE USLUER VE AVUKATI SAHTEKAR CEMAL OKAN YÜKSEL, FACEBOOK YÖNETİMİNE RÜŞVET ÖDEYEREK SAYFAMI KAPATTIRDI. YENİ SAYFAM: https://www.facebook.com/kenan.akkus.es

GÖTÜ KANSERLİ HIRSIZ BÜYÜKERŞEN'E, ULU DEVLETLÜM TAYYİP'E VE ONUN KATİL MAFYASI ILGAZ PİÇLERİNE DUYURULUR...
Kenan Akkuş (esrehber)



MİT, TAYYİP'İN EMRİYLE SUİKAST 
PLANLARI YAPMAYA DEVAM EDİYOR
ÇOK SAYIDA TOPLU KATLİAMLAR YAPACAKLAR
MİTİNGLERİ KANA BULAYACAKLAR




FACEBOOK,
TÜRKİYE'DEKİ TERÖRE
DESTEK VERİYOR

TAYYİP’İN EMRİYLE MİT, TEMİZLİĞE DEVAM EDİYOR
ANKARA’NIN GÖBEĞİNDE DEVLET TERÖRÜ


RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN KATLİAM EMRİNİ VERDİĞİNİ
 SEKİZ GÜN ÖNCE KAMUOYUNA SUNDUM, ERTESİ GÜN 
 https://www.facebook.com/esrehber 
İSİMLİ FACEBOOK SAYFAM KAPATILDI...


ULUSAL KATİLİMİZ TAYYİP VE  DEVLETİN TERÖR ÖRGÜTÜ MİT

Reyhanlı Katliamı:

52 kişinin öldüğü, 146 kişinin yaralandığı korkunç olayda Recep Tayyip Erdoğan, saldırının Suriye gizli servisi tarafından yapıldığı ileri sürdü. Katliamın arkasından El Kaide terör örgütü çıktı. MİT, katliamın yapılacağını bir ay öncesinden tespit edip Recep Tayyip Erdoğan’a bildirmesine rağmen hiçbir önlem alınmadı. Jandarma Eri Utku Kalın’ın istihbarat yazışmalarını Redhack’e sızdırmasıyla olay ortaya çıktı.  Reyhanlı Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, El Kaide teröristleri maşa olarak kullanılmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla  soruşturmada gizlilik kararı verildi…

Diyarbakır Katliamı:

Patlamadan birkaç gün önce bombayı koyan Orhan G’nin gözaltına alındığı  ve serbest bırakıldığı anlaşıldı.. Herkes miting meydanına didik didik aranarak girerken bu şahıs aranmadı. O kadar büyük bomba aranmadan miting meydanına soktu. Saldırgan bombayı bıraktıktan sonra elini kolunu sallaya sallaya alandan çıktı. Recep Tayyip Erdoğan PKK’yı suçlarken, katliamın arkasından IŞİD çıktı. Diyarbakır Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, IŞİD teröristleri maşa olarak kullanılmıştı. Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla  soruşturmada gizlilik kararı verildi…

Suruç Katliamı:

Suruç Katliamının bombacısı Abdurrahman Alagöz olduğu ortaya çıktı. Katliamda canlı bomba olarak intihar etti. Abdurrahman Alagöz IŞİD terör örgütü üyesiydi.  Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla soruşturmada gizlilik kararı alındı.  Suruç Katliamı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla MİT tezgahlamış, IŞİD teröristleri maşa olarak kullanılmıştı.

Ankara Katliamı:

Şimdi Ankara katliamı ve resmi makamlara göre 97 kişi öldürülmüştü…
Oysa gizlenen rakam 127 kişi…

Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla soruşturmaya gizlilik kararı alındı…

Seçim arifesinde neden bu katliam tezgahlanmıştı?
Recep Tayyip Erdoğan ve AKP yöneticileri, muhalefet partisine oy yerenlerin miting alanlarından kaçmasını mı istiyordu?

AKP mitinglerinde kuş uçurtmayan AKP ve Recep Tayyip Erdoğan, muhalefet partilerinin seçim mitinglerinde ve protesto yürüyüşlerinde halkın güvenliğini neden ihmal etmişti?

Ölen 97 kişinin arasında polis yoktu…
Her mitingde halkın arasında görev yapan sivil polisler ve MİT ajanları, Ankara mitinginde neden yoktu?

Katliam yapılacağını polis ve MİT biliyor muydu?

Evet…. Maalesef biliyordu…

Emir büyük yerden, Recep Tayyip Erdoğan’dandı…

Tezhag MİT’in ve Hakan Fidan’ın projesiydi…

Maşa her zaman olduğu gibi IŞİD militanlarıydı…

Kenan Akkuş (esrehber)
10/10/2015

NOTUlusal Katilimiz  Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla bir çok Facebook sayfam kapatılmış, bir çok sayfam engellenmiştir. Devletin terör örgütü MİT, katliamlarda Facebook yönetimiyle ortaklık yapıyor. İhbarlar engelleniyor. Kamuoyuna suç duyurusunda bulunuyorum.

Hiç yorum yok: